Öncelikle iyi bir baba ve aile reisi olan Kâzım Karabekir, bütün ömrü boyunca vatanını milletini düşünmüş, millî birlik ve bütünlük uğrunda istikbalini hiçe saymış, hizmetlerinin unutulduğu veya gölgelenmek istendiği zamanlarda dahi gerçeklerin bir gün bütünüyle gözler önüne serileceğine inanmış, uğradığı haksızlıklara ve mahrumiyete gururla göğüs germiş, fakat hiçbir zaman inandığı prensiplerinden en ufak fedakârlığı kabul etmemiştir.
Paşa’nın kişiliği ve kimliği sadece savaşlar ve siyaset ile sınırlı değildir. Her şeyden önce o iyi bir insandı. İsmet İnönü’nün kızı Özden Toker’in belirttiği gibi “Kâzım Paşa, çok iyi bir aile babası, örnek bir eş, müşfik, ilgili bir babaydı. Çok düşkün olduğu kızlarını örnek bir şekilde yetiştirmeye büyük özen göstermişti. Buna şahit olmuştum.”
Kâzım Karabekir Paşa gerçekten örnek bir aile babasıdır. Kızı Hayat Karabekir Feyzioğlu Paşa’nın bir eserine yazdığı tanıtım yazısında bu konuda şunları söylemektedir: “ Yetimler Babası Kâzım Karabekir Paşa aynı zamanda örnek bir aile reisidir. ‘En büyük şansım İclal ile evlenmektir’ diyen Karabekir, eşinin son derece fedakâr, anlayışlı, her üzüntüsünü ve sevincini paylaştığı bir kişi olduğunu belirtir. Bu duygularını ‘İki Damla Gözyaşı’ adlı şiirinde en güzel şekilde ifade eder. Bu maddi sıkıntı içinde geçen yıllarda ikiz kızları dünyaya gelir. Maddi bakımdan çok zor olmakla birlikte ikizleri “Allah’ın bir lütfu” olarak kabul eder ve her üzüntüyü unutup bir anne kadar bakımlarıyla ilgilenir. Kızlarını yanına alarak o zaman tabiatın henüz bozulmadığı Erenköy ve civarında uzun yürüyüşlere çıkar, yazı muntazaman yüzmeye götürür. Daha sonra dünyaya gelen üçüncü kızı ile de aynı şefkatle ilgilenir…”
Karabekir’in “baba” kimliği sadece kendi ailesi ve üç kışı ile sınırlı değildir. Çünkü o “yetimlerin babası”dır. Küçük kızı Timsal Hanım bir anma toplantısında yaptığı konuşmada şunları söylüyor: “Ben Baba Kâzım Karabekir’i anlatacağım. O’nun şefkat pınarı biz üç evladı ile sınırlanmamıştır. Bizlerden çok önce, Şark Cephesi Komutanı bulunduğu tarihlerde yetim kalan beş bini aşkın şehit yavrularına gerçek bir baba ve eğitici olmuş, teker teker ilgilendiği yavrularını, istidatları doğrultusunda hayata hazırlamış, vatana kazandırmıştır. İçlerinde generaller ve yüksek mevki sahipleri vardır…”
Şehit çocuklarına gösterdiği bu yakın ilgiden dolayı “Yetimler Babası” olarak bilinen Karabekir Paşa şüphesiz büyük bir insandı. O büyük bir insan olduğunu sadece şehit Müslüman-Türk çocuklarını himayesine almakla ispatlamamış; ayrıca savaş sırasında ana babasını kaybetmiş Ermeni çocuklarının da Trabzon’daki Hristiyan yetimhanesine gitmelerini sağlamış, onların dini inançları üzerinde bir baskı yapmamıştır. Bunun karşılığı, Ermeni yetimlerinin kendisine hazırlayıp hediye ettiği bir tabloda en net şekilde görülmektedir.
Bir aile reisi olarak “İnsan Karabekir”i anlatan en önemli hususlardan biri de onun parayla ilişkisidir. Muhalefete düştükten, özellikle 1927’de emekli olduktan sonra maddi ve manevi olarak çok sıkıntı çekmiştir. Bütün bunlar karşısında bile dimdik durmuştur. Kitabın son bölümünde daha ayrıntılı olarak göreceğimiz gibi Ankara’dan İstanbul’a gelen Karabekir Paşa Erenköy’deki şimdi müze olan evi aldıktan sonra burada inziva hayatına çekilir. Yönetimle olan anlaşmazlığı yüzünden sıkı bir gözetim altında tutulması istenen 84 kişilik “muhalif” listesinin başında Karabekir de vardır. Bu yıllarda maddi bakımdan büyük sıkıntılara düşmüş ve yaşayabilmek için bahçesinde yetiştirdiği sebzeleri satmak zorunda kalmıştır. Ancak o, hiçbir zaman bu durumdan şikâyetçi de olmamıştır. Bir ziyareti sırasında Cemal Kutay’a şunları söylemiştir:
“Bunları gelecek nesillerin, hatta çocuklarımın bilmesini istemem. Devletimin vefasızlığı içinde, benim mağdur olmuş olmamın elemi, sadece şahsımın değil yaşadığımız devrindir. Benim kaderimin, hiç kimseye istikbal için ne manevi ve ne de maddi fedakârlıklar, hatta benzer hadiseleri düşünerek, bilhassa servet ve rahat sahibi olması ihtiyatkârlığını düşündürmemelidir.
Diyebilirler ki, ‘bu adamın elinde devletin imkanları vardı. İstikbalini düşünmüş olsa idi sıkıntı çekmezdi. Aslında öyle değil… Türkiye’de sadece meşru maaşı ile geçinmeye mecbur hiçbir devlet memuru, makamı ve unvanı ne olursa olsun, hele kalabalık bir ailenin başında ise emeklilik çağından evvel ev barkını teminat altında göremez. Bu kaideden şahsi ve ailevi serveti olanlar tabii ki hariçtir. Ama ben, eğer sütçülük ve sebzecilik yapmasa idim, çekmiş olduğum sıkıntının daha aşağı seviyesine düşerdim.’ Bu hakikat beyi anlatıyor? Devlet ve millet hizmetlisi olmanın aşırı refah ve yaşama imkanıyla bağdaşmamasını telafi edecek manevi unsurlara sahip olması… Bu sert hakikatte ben ne ilkim, ne de son..”
SEÇİLMİŞ KAYNAKÇA
“Kâzım Karabekir Paşa’nın Kızı Timsal Köymen’in Konuşması”, Kâzım Karabekir Paşa’yı Anma Töreni (25 Ocak 1994), Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 1997.
“Özden Toker’in Konuşması”, Kâzım Karabekir Paşa’yı Anma Töreni (25 Ocak 1994), Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 1997.
GÜLER, A., “Emrinizdeyim Paşam” Kazım Karabekir (Soyu, Ailesi, Ata Yurdu ve Kişiliği), Halk Kitabevi, İstanbul, 2015.
İnsan ve Asker Kâzım Karabekir, Editör: R. Çavaş, Metinler: Pınar Feyzioğlu Akkoyunlu, Yapı Kredi Yayınları, 2. Baskı, İstanbul, 2009.
KUTAY, C., Sohbetler 14, İstanbul, 1970.
























































Yorum Yazın